Sen bir arkani donmussun, her sey cok degismis. Sen daha bir dur diyemeden en olmasin dediklerin basina gelir gibi olmus. Sen daha ben ne istiyorumu bilemezken, bilen bilmis olmus. Sonra bir bakmissin, zaten senden hali hazirda buyuk vazgecisler olmus bile. Sen daha nerede durdugunu bile cozememisken hem de. Cok eskiden icine dokunan bir sarkiyi acmissin, dokunan zamanlar bile koymaz olmus. Hic unutmayacagini sandigin acilari, hic unutamayacagini sandigin kirginliklarini affetmis olmussun. Ustune yenilerini biriktirmis, onlari yikmis, daha da buyuklerini koymussun. De`yi da`yi ayirmayi ogretmeye ugrasmissin, oldu sanmissin, olmasa da olur demissin. En basitine indirgemissin, mutlu olmak demissin, o kadar demissin; o da donmus dolasmis; al sana demis. Mutlu ol sen demis.
Bu yasina kadar tek bir seyi ogrenememissin ama sen; dur demeyi, sabret demeyi, deme, soyleme, simdi degil demeyi hic ogrenememissin. Beynine sicrayan kanina tampon yapmayi becerememissin. Icin disin bir olmus, bir de sen bunu matah bir sey sanmissin, komik olmussun. Komik olsun demissin, her seye hep komik tarafindan bakmaya calismissin ya, o da donmus dolasmis; al sana demis.
Sen ona bir sey soylemissin, soylemez olaydim demissin ya, hali hazirda soylemis olmussun. Ama soylemek istediklerine de cesaret edememissin, ne bok anladim ben senden demissin kendine. Sen bi bok anlasaydin kendinden zaten sasardim kendime demissin. Oyle; bir bakmissin ki, hep kendi kendine konusur olmussun sonra. Hep kendine anlatir, hep kendinde cevap arar olmussun, hic bir bok da bulamaz olmussun. Beklentilerin uzuntu olmus, keskelerini dusunmez olmussun
Duvara yuzun donuk uyandiginda, tirnagindaki ojenin rengini gormussun, sanmissin ki iz birakmissin. Cift kisilik huzur bulmussunuz sanmissin, ceyrek kisilik kapladigin yerlerde. Sanmissin ki, uyanir da gorurse aklina belki sen gelirsin; uyanmis gormus, iz birakma dedik lan o kadar demis. Hep nerede yaptigini aramissin o yaptigin sandigin yanlisi, sonra demissin ki yine olsa yine yaparim. Iyi bok yersin, yap, yine yap. Hadi yaptin bi ders cikar bari, o da yok. Yas olmus yirmi sekiz, az kalmis yirmi dokuz; hayatinin neresinden tutman gerektigini bile ogrenememissin, birak hayatinla ilgili ellle tutulur bir sey yapmis olmani. Icin kalmis on yedi. Ama icin olmus seksen, curuyup kalmis hissetmissin. Benden bi bok olmayacak galiba hissiyatin her tepene vurdugunda, bir sey demis o sana, olur mu acaba demissin. Bizden bir bok olur mu? Hep olur mu acaba, olur mu acaba diye diye diye, bakmissin olcak bir sey zaten kalmamis olmus. Siz zaten hali hazirda bombok olmussunuz. Canin sagolsun demek istemissin, dilin varmamis; yapcak bir sey yok demissin, hep yapcak bir sey yokla teselli eder olmussun kendini. Cunku gercekten yapcak bir sey; yok olmus...
Athena - Ben Böyleyim paylaşan: iyimuzik
4 Mart 2014 Salı
25 Ocak 2014 Cumartesi
Karne Sevinci
Dun ogrenim gormekte olan milyonlarca ogrenci karnelerini aldilar. Aksam haberlerinde, sabah gazetelerinde karne sevinci baslikli yari yil baslangici haberlerini izleyip, okumak bile mideme bir yumruk saplanmasina yeterli oluyor, bu kadar sene sonra bile. Ben karne demenin nese ya da sevincle baglantisi olmayan ogrenci grubundanim cunku. Karnenin stres, basa bela, ailede huzursuzluk, annede sinir yapan kismiyla daha cok hasir nesir olmus grubun uyesiyim.
Ilkokul sonrasi universiteye kadar her karne doneminde uykulari kacan, annem agzima sicicak endisesi tasiyan, tum sene boyunca turlu cesitli atmasyonlarla karneye gelecek notu saklamayi basarip zurnanin zirt dedigi yere gelen genc oldum ben hep. O lanet olasi matematikten cektigim kadar az seyden cektim hayatta. "Kafam basmiyo acik acik soyluyorum bak" dedigim ilk gun beni az biraz dinlemis olsalardi, alti senelik ogrenim hayatim daha rahat gecebilirdi diye dusunuyorum. Babam empati kurmak yerine her seferinde istesen yaparsin ama istemiyosun ki, giris cumlesinin ardindan, belki bin kere dinledigim lisedeki kimya hocasiyla olan diyalogu ve kimyayi nasil sevip iyi notlar almaya basladigi hikayesini anlatmayi tercih etti. Bu hikayeyi universitede yuksek matematigi gecemeyen kardesim Selcuk da en az benim kadar dinledi cok sukur ki. Annem azla yetinen yapisi ve kafamin basmadigini babama nazaran birazcik daha kabul etmesinden dolayi "5 mi bekliyoruz sanki bi 2 al be kizim" mantigiyla beklentiyi iyice dusurup, olasi hayal kirikliklarini egale ettigini zannetti; fakat kiz 2yi gectim 1e zor bela yaklasinca bu dusuk beklenti yerini hirs ve sinire birakti.
Yilda iki kere olmasi yetmiyormus sanki gibi, bir de ara karne belasi vardi basimda. Bu lanet olasi ara karne elden verilmez, postayla direk veliye yollanirdi. O saman rengi zarfi annem babamdan once ele gecirmek icin ne cambazliklar, ne hesap kitaplar yaptim. Cogunlukla da basarili oldum, tabii ara karne mevzusundan haberi olan veliyi konudan uzaklastirip karnenin neden henuz gelmedigiyle ilgili yaratici yalanlar olayin diger kismi. Butun sinavlar okunmamis daha, haftaya postalancakmis, hee bimnemkimlere de gitmemis daha zaten, okul buyuk ya yavas yavas, sordum bugun ben muavine onumuzdeki haftayaymis. At atabilirsen, ama sadece geciktirebildim hazin sonu, o karne bir sekilde hep ellerine gecti.
En kotusu ise lise birde karneyi aylarca saklamamdan sonra bir tenefus annem ve babami sinifin kapisinda bulmamla sonuclandi. Bes tane zayifin yaninda benden tiksinen en az on tane hocayla karsilasmis annem sinirden aglarken babam sadece beni sinifta kalirsam evin asagisindaki dandik liseye yollamakla tehdit etti, oraya gidersem de burayi kolej mi sandin, kolej bebesi, simarik diye hizaya getirilecegimi dusundu. Ama en cok sinirlendigi ise muavinden duydugu "bunlar sinifca cok egleniyorlarmis, bir sene daha hep beraber kalip eglenmeye devam etmeye karar vermisler" oldu. Bes zayifin hepsinden tek tek yil sonu sinavlarina girdim dordunu verdim, hatta notumu bile yukselttim, biri haric; lanet olasi matematik. Onda da guzide devletim af cikardi ve ben bundan da boylece siyrilip lise ikiye gecmeye hak kazandim, bunun yaninda bir de hala o gunleri hatirladikca bana siniri guncellenen bir anne kaldi elimde.
Lise son sinifta kafasi matematige calisan canim arkadaslarimla tarih bilgimi degis tokus ederek bence win-win situation olarak adlandirilabilecek islere imza attik. Evet kopyadan bahsediyorum tabii ki, anlatmakla anliyor olsaydim eve gelmis olan turlu cesitli ozel ders hocalarindan bir seyler kapardim herhalde di mi? Ogrenim hayatimin son karnesini yaninda bir de tesekkur alarak ele gecirdim. Mezuniyet gunu cubbeli kepli falan duruyoruz, dediler ki takdir tesekkur alanlar gitsinler cubbenin ustune bisi takilacak onlara ekstra, hop zipladim siniftan sorumlu hocanin yanina, dedim hocam ben de aldim tesekkur aliyim fularimi, Deniz git burdan, hocam diyorum cidden tesekkur aldim, Deniz seninle ugrasamayacagim simdi, baya baya sinirlendi, dedim su listeye bir bakar misiniz kalbimi bu kadar kirmadan once, aa dedi ozur dilerim. Ne demek dedim siz de haklisiniz. O yuzden veli gorusmesine gidip de cok yaramaz cok bu cocuk, dersin duzenini bozuyor, digerlerini de kendine uyduruyor lafini duydugumda basardim diycem, ogrenci degil, cocuk yaptim.
21 Ocak 2014 Salı
Memnuniyetsiz
Giysi dolabi gibi dusunmek lazim sanirim, ne buyuklukteyse o kadar esyan olur ya hani, bir turlu sigamazsin, yetmez bi. Ya da evin gibi; studyo dairede de tikis tepissindir, 3 odali eve cikarsin yine bosluk kalmaz ya, oyleyim iste sonra da sey derim bi de ben, "lan nasil sigmisim o eve ya cok garip." Iste boyle yine bir sigamamalar gelmis durumda, calismayi ozledim, calisiyorum diye soylenmeyi ozledim. Calisiyorum diye biseylere vaktim olmamasini, yorgun olmayi ozledim. Su saatte yatsam kac saat uyuyabiliyorum hesaplari yapmayi, ya gorusemiyoruz ne zamandir telefon konusmalarini, ay sonu geldi disari cikmayalim evde icelim demeyi ozledim. Bana yaranilmaz biliyosun di mi?
9 Ekim 2013 Çarşamba
Bir Nevrotik Akşam Yazısı
Ve bazen düşünürsün, bulamazsın cevapları. Sen ve senin gibi niceleri, yorulup yorulup ne aradığını unutup, pes demişlerken. Hepiniz aslında, hepimiz aslında sokak köpekleri gibi yolun tam orta yerinde durmuşken, üzerimize gelen arabanın gözlerinin içine baka baka. Çarpma ihtimalinin olduğunu hep bile bile bile...Dibine gelene kadar aheste aheste, kafanı ayırmadan aslında. Böyle de boş vermişken, boş verdiğinde.
Bazen o kelimelere attığında oltayı, kafanın içinde dolanırlarken ve çıkarmak değil aslında hepsini kusmak istediğinde, kusup da yollarını bulsunlar istediğinde, en çok o zaman zorladıklarında seni, çünkü sadece birbirlerine değmeden, öznesini yüklemini kaybetmişken bu kadar vurduklarında yumruklarını. Cümle olamamış kelimeler gibi asılı kaldığında; ama bazen bir kelimenin sayfalarca cümleyi alıp da donunda sallayabileceğini bildiğinden bu rahatlık.
Bazen düşünürsün bulamazsın cevapları, koşup koşup daha fazla devam edemeyeceğini hissettiğinde patlasın lan patlasın o ciğer diye düşündüğünde, ama hiç bir zamanda o noktaya gelemeyeceğini bildiğinde, hani gelir ya bazen; o içindeki gerilmiş telden kurtulmak istediğinde, madem iyilikle olmuyor o zaman dolayacaksın bileğine koparacaksın ya, işte onun gibi. İzi kaldığında da baktıkça hatırlarsın, bazen bulamadığın cevapları. Ama sonra bir anda ne gelecek aklına biliyor musun? Hiç bir şey, yok çünkü bir cevap, hiç yokmuş zaten, sen boşuna düşünmüşsün bulamamışsın. Niye biliyor musun? Soru yanlışmış çünkü, hiç burasından bakmamıştın di mi? Bak o zaman.
Dip: Hep bunlar yüzünden oldu.
20 Eylül 2013 Cuma
Sen O'sun Sağ Kolumsun
Koltukta yatıp televizyon izlerken, kitap okurken, bir şey yaparken fark etmez, ya da yatağında uyurken; hali hazırda bulunduğun pozisyonu mükemmel hale getirecek tek bir çözüm kalır bazen; o altta kalan kolu çıkarıp bir kenara koyabilmek. Çok uzun senelerdir hep bunu hayal ettim kafamda, şöyle omuz hizasından tık ettirsem yukarı, çıkarıp koysam kenara, vitrin mankenleri gibi. Ondan sonra tabii ki geldi gerisi, çıkartıp koyabilsek neler olur acaba diye. Bir bak bakalım neler olurmuş...
Bu noktadan sonra bırakabilirsin okumayı çünkü gerisi tamamen benim zırvalamam, e hadi ver bakalım dersen de buyur buradan devam et.
Teknoloji gelişiyor, her ihtiyaç için yeni bir çözüm önümüze çıkıyorken, bir noktada bütünlüğü henüz zevke bağlı bozulmalara izin vermeyen vücut da nasibini almıştı. Kolları çıkarılıp takılabilen insan vücudu başlarda konfor amaçlı tasarlanmış olsa da, her icat gibi bir noktada asıl amacından büyük bir sapmayla çıkıverecekti. İnsanoğlunun kafasının itliğe pisliğe de bolca bastığını hesaba katamayan bu mucitler sonuçlarla başa çıkamayarak lanet olsun ilimine de bilimine de deme noktasına gelerek meslekten soğuyacaklardı. İlk nasıl başladı kimse tam olarak hatırlamıyordu aslında ama sanırım kolunu çıkarıp televizyon karşısında uyuklayan genç kadın, kalktığında kolu yerinde bulamadığında başlamıştı garip olaylar zinciri. O güne kadar kimse kafa yormamıştı aslında kollarının güvenliği konusuna. Alan neden aldı, ne yapmaya aldı kimse tam kavrayamamıştı. Rahat bir uyku uğruna tek kolundan olan kadın insanlarda büyük bir telaşa sebebiyet verdi. Bundan hemen kendine iş çıkaran bir kaç fırsatçı, kolları güvenliğe alacak araçlar satmaya başladılar. Kol zincirleri, muhafaza kutuları gibi, fark etmeden kendi sektörünü yaratan tek kollar beraberinde de bolca saçma ürüne çanak tutmuş oldular. Gelir seviyesi ve beğenisine göre insanlar kollarını güvende tutacak ürünlere yöneldiler. Ve evet; garip Swarovski taşlı ve Hello Kitty'li ürünler buradan da geri kalmadı.
Korunacak şeylerin hep yok olacağı gerçeği burada da kendini gösterdi. Madem bu kadar korunuyor, o zaman... diyerek kafalarında ampul yanan fırsatçılar kolları çalmaya başladılar. Kollarını çaldırmış olan tek kollular bu sefer yeni kollar bulmanın peşine düştüler. Karaborsa ve kol mafyaları bu işten büyük paralar kaldırmaya başladı.
Geceleri sokakta yürümeye korkar oldu insanlar, her an bir köşeden çıkıp birisi çalabilirdi kollarını, Allah esirgesin. Kol çalanların bir kısmı da kollarını hali hazırda çaldırmış olanlardı aslında. Kendi ilahi adaletini kuranlar bunu bir suç olarak görmüyor, bir nevi takas sistemi gözüyle bakıyorlardı. İşlerin iyice çığrından çıktığı noktada devlet olaya el attı. Oluşturulan "kolluk kuvvetler" insanların can ve kol varlığından sorumluydu artık. Bir evin nüfusunun ihtiyacından fazla kol bulundurmak suç olmuştu sonunda. Yapılan ani ev baskınlarında, merdiven altı imalathanelerde bir sürü kol bulunuyordu. Çıkarılan yasaların yanında saçma sapan ünlülerin kullanıldığı sosyal bilinçlendirme kampanyaları başlamıştı. "Kolumu geri ver!" temasıyla tek kolunu çıkaran ünlüler bir gün sizin de kolunuz alınabilir mesajları vermeye başladılar. İnsanlar işi gücü bırakmış kollarla kafayı bozmuştu artık. Düzen bozulmuş, kimsede zerre huzur kalmamıştı.
Aynı anda iki kolunu kaptırmış olanlar için olay zaten artık çok farklı noktadaydı. Sabah programlarında artık kimse evden kaçan kızını aramıyor, insanlar kollarını bulabilme çağrıları yapıyorlardı. Müge Anlı meslek hayatının en zor günlerini yaşıyor, ekranlardan çağrı yapmadığı, gözlerinin dolu dolu olmadığı bir gün geçiremiyordu. Esra Erol genci, yaşlıyı evlendirmeyi bırakmış kolların kayıp eşlerini bulmaya kendini adamıştı. İki kolu da yerli yerinde ve orijinal olanlar büyük sıkıntı yaşıyor; nasıl yapsak da kolu kaptırmasak diye düşünmekten uyku uyuyamıyorlardı. Maddi zorluk çekenleri ise, büyük paralar karşılığında kollarını zengin tek kollulara veya kol mafyalarına satıyorlardı.
Halk artık akıl sağlığını yitirmiş, rahat uyuyacaz diye değer miydi bunca çileye diyerek sokaklara dökülmeye başlamıştı. Olağanüstü hal ilan eden devlet baktı işin içinden çıkamayacak, yeni bir yasa çıkardı. Bütün kollar toplanacaktı artık, böylece eşitlik sağlanmış olacaktı. Tabii ki her zaman en saçma çözümü bulan devletin bu fikri halkı iyice dellendirdi. "Ne verecem arkadaş ben sağlam kolumu?" diyenler meclise yürümeye başladı. Tek kollu bir insan seli akın akın meclise yürüyerek homurdanmaya başladı. Tam da o sırada bir grup bilim adamı çıktı ortaya. Durun bi dediler. Biz baktık olay büyük boka sardı, çalışıyoruz bir süredir, madem dedik bunu çıkartmayı becerdik, yenisini de üretmeyi pek hayli becerebiliriz. Bir iksir yaptık böylece - ve hayır onlar büyücü değildi, sadece o anda iksir demek istemişti doktorun canı- vücudun sağlam bir yerinden alınan ufak bir parçayı gün aşırı sulayarak kolu tekrar büyütebiliyoruz, sonra da çıkarttığımız yere geri takıyoruz. İksirler kaymakamlık ve belde muhtarlıklarında dağıtılacak; kolunuzun olmadığını beyan etmeniz yeterlidir.
Doktorun yüreklere su serpen açıklamasından sonra sen al halkı bir sevinç, o tek kollu halleriyle başlamasınlar mı bunlar halaya, oluşan garip görüntüyü hiçe sayarak hem de. Velhasıl aradan belirli bir miktar zaman geçtikten sonra kollarını sulaya sulaya büyüten halk çıt diye taktı omuzdan çıkarttıkları yere. Ve dediler ki bir daha da çıkartırsam iki olsun, varsın uyuşsun uyurken koltukta, ben kolumu sokakta bulmadım ya!
Dip: Ersin Karabulut çizsin istiyorum bunu!
19 Eylül 2013 Perşembe
İki Şehir Hikayesi
Önce bunu başlat, öyle başla okumaya...
Istanbul; o başkaydı ama; orta okuldayken aşık olduğun lisedeki çocuktu, senin varlığından habersiz. Öğle yemeğinde karşılaşsan günlüğüne üç sayfa aşk cümleleri yazacağın.Çok başkaydı İstanbul, ya da sen öyle sanmıştın, o yaşında. Sonradan açıp okuduğunda güldüğün günlük sayfaları gibiydi belki de. Aşkı ne sanıyordun acaba o yaşında? Huzur, güven, aidiyet? Efendim? Arayan kimdi ki? Güldüğün, eğlendiğin hep yorgun eden seni ama yanında mutlu dolandığın adam gibiydi. Hani bir gün sonrasını hiç düşünmediğin. Ama yine de seni her üzdüğünde sen yine koşmadın mı Ankara'ya doğru söyle. Anlık pişmanlıklarında, hani ağlar gibi yaptığında sana sarılıp uyutmadı mı o hep? Hiç sormadı neden gittin, hiç sormadı neden geldin diye. Başını okşadı sadece geçecek, üzülme sen dedi. Özlemişsin, o tanıdık güven duygunu; ama ikiniz de bildiniz ki sabah uyanınca sen koşcan seni üzen İstanbul'una diyeceksin ki gözlerin parlayarak çok özledim seni. Götsün çünkü.
Biraz zaman geçince fazla gelecek sana koşup da kaçtıkların, ya bu gece de çıkmasak da evde mi otursak hissi gibi. Hayır ya saçmalama ne oturması, ben oturmam bilmiyor musun? Bu yüzden seçtin ya beni, hani bundan koptun geldin ya bana. Tamam da, diyeceksin hani hep de olmaz ki sanki. Boş boş bakacak suratına, hiç anlamayacak seni. Ve bir gün gelecek sen onu da terk edeceksin, aynı Ankara'ya yaptığın gibi. Aşk için değil bu sefer, huzur için, güven için de değil; beşik kertmesi gibi aslında sen seçtiğin için değil. Ve İstanbul da her eski sevgili gibi terk edileceğini anladığında gitme diye gitmeyesin diye elinden geleni yapacak. Diyeceksin ki neredeydi aklın canım benim? Topladım bile ben son bavulu.
Ama bil ki, bak sakın unutma, hiç Ankara gibi yapmayacak sana, ben hep buradayım sen git demeyecek. Hemen doldurur çünkü boşluğunu, yeni kan lazım ona, yine boyar gözünü o renkli ışıklarıyla Ankara kızlarının. Geri döndüğünde alır yine seni yatağına, hayır demez; ama sanma ki başını okşayıp uyutur omzunda.
31 Ağustos 2013 Cumartesi
Bir Saat
Sonunda gercek islevini yerine getirebilen kosu ayakkabilari hallerinden memnun, dort senedir kisa market yuruyusleri disinda kullanilmanin sevincini yasamakta. Havanin gunesi yeni gitmis tam en sevdigim saatleri gelmis. Yirmi sekiz sene gecmis hayatindan. Ic Anadolu'da baslayan hikayen Marmara bolgesi sonrasi Ege'ye tasinmisken, hala oturdugun evin yeri konusunda kafan net degilken, madem imkanin varken, hava guzelken... Kulaginda en sevdigin grup calarken, bir hafta sonra onlari canli izleyecegini bilirken. Garip gelirken hayat, sen garipserken daha o yanindan kosarken, depar atip yetismeye calistiginda o ictigin sigaralar sana kendini hatirlattiginda. Eski sevgilin kokan yabancilar yanindan gectiginde, bi duraksadiginda, hatirladiginda; en cok koku hafizayi calistirirmis ya hani. Karsina cikan ucuz dovmeye gozun kaydiginda, dandik pazar penyesinden gorunen melekler gozunu acittiginda, ne kotu degil mi hayat boyu tasiyacagin bir cirkinlik satin aliyorsun kendine. O muhtesem pembe begonvilli kucuk evin onunden gecerken, yasayanlarinin hikayelerini merak ettiginde, sana neyse?
Girdigin bi tane sokakta koyunlar cikacak karsina, sokak aralarinda mayismis kopekler. Bitiyor yaz diye uzuleceksin, her sene bir posta bitiyor yaz diye uzulmek lazim cunku. Evinin balkonunda oturan o kadinla goz goze geldiginde seninle ilgili ne dusunuyor bilemeyeceksin hic. Tahmin etmez degil mi aslinda senin tam da o anda, aklina yazacagin bir cumlenin geldigini, ya da o kostugun bir saatte, bes saatlik dusunmus oldugunu. Gece gordugun ruyanin sacma detaylarini hatirladigini, yillar oncesinde, cocuklugundan alakasiz bir sahnenin gozunun onune geldigini. Istanbul'u ozledigini anlamis midir ya da? Cihangir'den cikmamayi ozler mi insan? Bebek'e gitmemeyi, siz gelin bu taraflarda oluruz demeyi. Hep ayni yerlere gitmeyi ama yine de nereye gitsek diye bir basligimizin oldugunu. En yakin arkadasina yedi dakikada yuruyerek gitmeyi, evde oturup beraber sikilmayi ozler mi insan? Ozler insan. Bir saat kalktiginda koltugundan, telefonunu biraktiginda arkanda, dusunmeyi ertelediklerini dusunebilyorsun ya iste sadece osunu seviyorum; bir saatlik kosularin.
Dip: Resim Lizbon metro istasyonunda "The Running Woman"
Şarkı da çok kulağımdaydı bugün diye...
Dip: Resim Lizbon metro istasyonunda "The Running Woman"
Şarkı da çok kulağımdaydı bugün diye...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

